"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kitap Konusunda Mahrem Düşünceler

Salona adımını atar atmaz kütüphane ile karşılaştığın evler beni oldum olası rahatsız etmiştir. Daha da kötüsü, kütüphane ile kapıdan girer girmez karşılaştığın evlerdir. Kitaplar iç çamaşırları gibidir bence, uluorta gözler önüne serilmemelidir. Hatta mümkünse kapaklar ya da perdeler ile örtülmelidir. Kitaplar bende böyle bir mahremiyet duygusu uyandırdığı için, bırakın misafirliğe gittiğim evlerde kitapları raflarından alıp okumayı, kitap sırtlarıyla göz teması bile kuramam, utanırım. Her ne kadar yıllardır lens kullansam da, miyop olmanın verdiği güven ve hayal gücüyle arka plandaki kitapları odağımın en ötesine doğru atıverir, ev sahibeme konsantre olmaya çalışırım. Merakımı dizginlemek için gerçekten de uzun yıllar uğraştığımı itiraf etmeliyim.

Fazla tanımadığım bir misafir beklerken, okumakta olduğum kitapları saklayacak kadar ileri bir mahremiyet duygusuna sahip olduğum bir gerçek. Sanki misafir okumakta olduğum kitaptan bir karakter analizine girişiverecek ve okuduğum cümlelerle aramıza giriverecek gibi gelir. Kamuya ait alanlarda, örneğin metroda tanımadığım insanlarla çeviriliyken ne okuduğumun görülmesi ise beni rahatsız etmez. Sanırım bu konudaki hassasiyetim kendi mekânım içinde, bir parçam olarak tanımlanan kitapla başlıyor.

Biraz aşırıya kaçtığını itiraf edebileceğim bu duyarlılık bir yana, bazı kütüphanelerin misafirlerin gözlerine sokulmak için dikilmiş anıtlar olarak kurgulandıkları da bir gerçek. Gözler önüne çırılçıplak konuşlandırılmış kütüphaneler, sahiplerinin gerçekte oldukları kişiyi, olmak istediği kişilik ardında gizlemek adına kurduğu barikatlar gibi gelmiştir hep. Kütüphanenin, misafiri bir ideal egoya ikna etmek için verilmiş bir ültimatom olduğu böyle durumlarda, kitaplar adına utanç duyarım.

Bahsini ettiğim çığırtkan kütüphaneli evlerde, ev sahibinin kurguladığı ikna sürecine katılmama inadımdan olacak, onun yanında hayatta teşebbüs etmeyeceğim uzaktan kitap isimlerini okumaya, o ancak başka bir odaya geçmişse teşebbüs ederim. Hatta örneğin, evin başka bir odasında uzunca bir meşguliyeti olduğuna kani olmuşsam yerimden kalkıp, ilgimi çeken kitabı rafından bile alabilirim. Gözüm salon kapısında, kitapla önsöz ve arka kapak yazısı arasında kaçamak bir ilişki yaşarım. Adım seslerini işittiğim anda kitabı yerine koyup, başka taraflara bakarım. Çünkü hangi kitapla ilgilendiğimin görülmesi benim mahremiyet alanıma girer.

Bir insanla kurduğum yakınlık seviyesini kitaplarına rahatça dokunup dokunmadığıma göre çıkarsamak mümkün. Eğer sahiplerinin gözü önünde kitapları raflarından alıp karıştırdığım görülürse, bilinsin ki o kişiyle aramızda kurulmadık samimiyet köprüsü kalmamıştır. Gösteriş meraklısı olduğundan değil, evinde başka yer olmadığından kitaplığını gözler önüne serdiğine ikna olmuşumdur. Hele ki eğer raftan aldığım bir kitaba kendimi tamamen kaptırmışsam, evinde bulunduğum kişiye aşık olduğum bile söylenebilir.

Bu bahsettiklerim kitaplarını anıtlaştırmadan, irili ufaklı raflara saçmış insanlar için geçerli değildir. Onlar, hem kendileri hem de kitaplarıyla kurabileceğim yakınlığı daha kapı eşiklerinden belli ederler.

 

Bu metin ilk kez Manifold‘da yayımlandı.